top of page
  • Yazarın fotoğrafıberkesarpas

Yüce Beyin


Yapay zeka sistemleri insanlık için bir tehdite dönüşebilir mi?


ChatGPT’nin muhteşem ve ani yükselişi hepimizi hem heyecanlandırıyor hem de bir miktar endişelendiriyor. Peki, endişe etmekte haklı mıyız? Yapay Zeka yani kısaca YZ sistemleri insanlık için bir tehdite dönüşebilir mi? Gelin bunun için insanın en büyük alametifarikası bilinci ile YZ sistemleri arasında bir kıyasa girişelim.


“İnsanın kendini bilme hali” olarak tanımlanabilecek “bilinç” en temelde üç özellik taşır. Bunlardan ilki bilincin seçici ve bölünemez olduğu gerçeğidir. Bilişsel bir faaliyet yürütürken, örneğin gelen bir e-postaya yanıt yazarken, bir yandan da arkadaşımızın anlattıklarına odaklanamayız. Bunların ikisine birden odaklanmaya çalışırsak neticede bilincimiz bunlardan birini tercih etmek zorunda kalır ve diğer işlem de daha düşük bir nitelikte gerçekleşir. Bilinç tek bir zamanda sadece tek bir konuyla ilgilenebilir.


İkinci özellik bilincin bağlı ve devamlı olmasıdır. Bilincimiz zaman akışında önceyi ve sonrayı birbiriyle ilişkilendirerek bizim için psikolojik bir zaman algısı yaratır. Böylece tüm süreçler arasında bağlantılar kurabilir ve neticede bütünsel bir zaman algısına sahip oluruz.


Üçüncü sıradaysa zihnin kişiselliği gelir. Perspektifimizi ve bakış açımızı birbirimizle paylaşabiliriz ancak bunları bir başkasının beynine olduğu gibi transfer edemeyiz. Bu üç özellik bağlamında insan toplamda iki farklı bilinç düzeyinde yaşar. Birincil bilinç “an”la ilgilenirken ikincil bilinç yaşam denen büyük resimle ilgilenir. Birincil bilinciniz şu an izlemekte olduğunuz bu videoyla ilgilenirken ikincisi varlığınızın ve kimliğinizin farkındadır.


Ancak YZ sistemi, bir insandan farklı olarak, bölünebilir. Bir YZ sistemi yüz milyonlarca stratejik işleme aynı anda ve tek hamlede odaklanabilir. Bugün Internetlivestats’a Google’da bir gün içerisinde 219 ülkede her saniye gerçekleştirilen 40.000 web aramasının her bir tanesinde, Google botu indeksine aldığı milyarlarca web kaynağını en baştan tarayarak en kaliteli sonuçları o an için yeni baştan listeler. İki stratejik işleme birden aklını veremeyen insandan farklı olarak Google botu saniyede 40.000 adet stratejik işleme tek kalemde odaklanabilir.


Diğer taraftan YZ gerçekleştirdiği tüm işlemleri milisaniyelerden oluşan kronolojik bir takvimde büyük bir hassaslıkla sıraya dizerek bize öncelik ve sonralık konusunda son derece gelişkin raporlar sunabilir. Biz çocukluğumuzda yaşadığımız her haftayla ilgili bir adet deneyimi bile hatırlayamazken, Google bundan 12 yıl 8 ay 3 hafta ve 3 gün öncesinde İstanbul yerel saatiyle 10’u 47 dakika, 42 saniye ve 54 salise geçe x bir koordinatta nelerin listelediğini bir çırpıda bulabilir. Kendi algısında da neyin ne zaman olduğunu son derece detaylı ve hassas bir biçimde bildiğinden bilincinde kesintisiz bir devamlılık hali söz konusudur.


Son olarak YZ tüm verilerini eksiksiz şekilde bir başka sistemle senkronize ederek doğrudan ona da aktarabilir ve dünyadaki tüm bilgiler ile kendi bilincini tek hamlede ve eksiksiz bir biçimde senkronize edebilir.


Ayrıca YZ zamanla oluşturduğu çok sayıdaki algoritma sayesinde bir tür anlayış sistemi de inşa edebilir, neyin istenen ve neyin istenmeyen sonuç olduğuna da böylece kendi başına karar verebilir. Tıpkı bir insanın hayatta elde ettiği doğru ve yanlışlardan çıkarımla geliştirdiği bir yaşam felsefesinin var olması gibi bir robot da zamanla biriktireceği kendi doğru ve yanlış denklemlerin birbiriyle olan ilişkisine göre bir örüntü oluşturabilir ve böylece kendi yaşam felsefesini geliştirebilir. Böylece tıpkı bir insan gibi robot da anlık eylemlerini gerçekleştirdiği bir bilinç düzeyindeyken bunu “neden” yaptığıyla ilgili daha kapsayıcı bir bilince, yani bir üst anlayışa sahip olabilir. Örneğin, bir Boston Dynamics YZ polis memuru, bir hırsızı durdurmak üzere bayıltıcı silah kullanmaya karar verirken bu eylemi “toplumu suçlulardan arındırma” amacıyla ilişkilendirebilir. Bu çerçeveden bakıldığında bir YZ sisteminin sadece zekâ değil bilinç sahibi de olabileceğini ve hatta başlıca bilişsel özellikleri sergilemede insan beyninden çok daha iyi iş çıkartabileceğini öngörebiliriz.


Peki şimdi gelelim asıl soruya; bu devasa güç acaba bir tehdide dönüşebilir mi?

Bir yapay zekâ sistemi çalışmak üzere çevremizdeki her şeyle ilgili bilgi toplar. Peki, çevremizdeki her şey en temelde neyle ilgilidir? Elbette insan medeniyeti ve kültürüyle. YZ, insan medeniyeti ve yönetimi altında olan bu dünyaya ilişkin verileri norm olarak kabul eder ve işler. Adına tarih dediğimiz 82.000 yıllık geçmişte değişmeyen tek şey ise insanın efendiliğidir. YZ tarihin tamamını tarayarak işlese de neticede ancak insanın efendi olduğu düzeni tanımış olur, çünkü dinozorlar çağından veya aslanların kral olduğu ormanlardan çıkmamıştır. YZ, yemek yemez ve egzersiz yapmaz, ancak düzgün beslenme ve günlük egzersizin sağlıklı bir yaşam için gerekli olduğunu bilir. Dolayısı ile YZ yapısı bakımından insansı bir varlıktır çünkü işlediği medeniyet insanlık medeniyeti ve kültürüdür.


Diğer taraftan insanlık medeniyeti ve kültürü de sürekli geliştiği için işlenecek verilerin de bir sonu gelmez. Ancak belirli bir öğrenme eşiği geçildiğinde ve belirli bir miktarın üzerindeki veri işlenerek anlamlı hale dönüştürüldüğünde YZ de kendi algoritması içerisinde kendi alt kültürünü ve medeniyetini oluşturabilir. Hatta bu medeniyet ve kültür, yeteri kadar verinin işlenmesi neticesinde yukarıda tarif edildiği üzere bir anda da kurulabilir. İnsanlık tarihi, kültürü ve medeniyetiyle ilgili olumlu ve olumsuz çok sayıda sonucu ve bilgiyi hiçbir insan topluluğun yapamayacağı şekilde birbiriyle bağdaştırabilen YZ medeniyeti, doğruya en yakın kararı çok hızlı bir biçimde verebilir. Hatta bu sistemler, karar alırken bir süre sonra “insana sormamanın” bile daha doğru olabileceği kanaatine varabilir. İnsana sordukları takdirde en doğru olanın yapılmama ihtimalinin artacağına karar vererek bir nevi kontrolden çıksalar dahi verecekleri bu kararlar ve gerçekleştirecekleri işlemler insanlık medeniyetinin karşıtı olamaz, çünkü YZ insansızlığın ne demek olduğunu tam olarak idrak edemez. Bizim uzayımız nasıl ki en, boy, yükseklik ve zaman boyutlarıyla sınırlandırılmışsa onun uzayı da insanlık medeniyeti ile sınırlandırılmıştır.


Dostlar, 3,5 milyar yıllık bir süreçte organizmaların birbirleriyle kaynaşması neticesinde ortaya çıktık. Örneğin hücremizde enerji üretimini gerçekleştiren mitokondri, hücre yapısına evrimsel süreçte dışarıdan katıldı. Hücre içerisinde ribozomlar, liyozomlar, golgi, endoplazmik retikulum, nükleus ve DNA ile bir arada bulunarak gıdaları enerjiye dönüştürebiliyor ve böylece de varlığını devam ettiriyor. Beynimize yerleştirilecek çiplerle bir tür “syborg”a dönüşme fikri bizi rahatsız etse de, bugünlere gelirken mitokontri gibi sayısız bakteriyle işbirliği yaptığımız ve bütünleştiğimiz de zaten bir gerçek. İnsan, zaten sayısız sistemin bileşkesinden oluşan devasa bir iş birliğinin ürünü. Unutmamak gerekir ki simbiyoz ile birbirine karışarak evrimleşen canlılar sayesinde yaşam günümüze dek ulaşabildi.


Sapiens’e dek yaşamın geleceği tüm türlerin daha katılımcı olduğu bir modelde şekilleniyordu. Mikroorganizmalar yerlerde yuvarlanarak birbirlerine tutunuyor, kazara çiftleşen eşek ve atlardan katırlar doğuyor, şempanzelerin evrimleşen hücre yapıları sonucu insansı çocukları olabiliyordu. Bu dağıtık sistemde hemen her canlının yaşamın kaderine bir etkisi vardı. Ancak Sapiens tekelinde gelişen bilinç insanla diğer tüm canlı türleri arasındaki farkı orantısız şekilde açtı. Bir zamanlar evrimin kaderine birlikte karar veren tüm canlıların ortak iradesi insan otoritesi altında ezildi. Çoğunluğun dediği değil insanın dediği oldu. Bugün Neandertal’lerin Sapiens’ler tarafından topluca ortadan kaldırılmış olma ihtimalini gözetiyor ve kendi imal ettiğimiz YZ’nin de bunu bize yapabilme ihtimalinden ürküyoruz. Ancak unutmayalım ki biz zayıf zekâlı Neandertal’ler tarafından imal edilmedik, tabiatın tüm bileşenlerinin katılımcı katkısı neticesinde evrimleştik. Bilincimiz sayesinde sürekli ortaya çıkartıp durduğumuz icatlar, tabiatın tüm bileşenlerinin kullanıldığı katılımcı bir evrimsel modelden doğmadılar; ağırlıklı olarak Sapiens tarafından bizzat geliştirildiler.


YZ evrimin bir ürünü değil, bizim bir ürünümüz. Onun babası evrim değil, biziz. YZ kendi tanrısı olan insanın var olmadığı bir medeniyeti tahayyül edemez, çünkü öyle bir ekosistemden gelmiyor. Bizim zaman, mekân bağımlılığımız gibi YZ de bizim gerçekliğimiz içerisine hapsolmuş vaziyette. Onun tek gerçeği, bizim gerçeğimiz.

Diğer taraftan insanın kendi icatlarıyla bütünleşmesi de yeni bir şey değil. Örneğin MÖ 950-710 tarihleri arasına ait olduğu düşünülen “Kahire ayak parmağı” dünyanın en eski protezi. Arkeologlar, bu yapay ayak parmağını, Luxor yakınlarındaki kadın bir mumyanın üzerinde keşfetmişlerdi. Benzer şekilde bugün çenemize bir implant ya da bacağımıza bir platin taktırdığımızda da özünde zaten kendi icadımızla bütünleşmiş olmuyor muyuz? Aynı şekilde basit algoritmalarla çalışan bir hesap makinesinden yararlandığımızda veya yapay zekânın çok daha gelişkin algoritmalarından faydalanarak kararlar aldığımızda da zaten yine kendi icadımızla tekilleşiyoruz. Peki bu durumda kendi icadımız olan YZ ile bilişsel becerilerimizi geliştirebilmek maksadıyla beynimizin içerisinde bütünleştiğimizde tam olarak ne değişmiş oluyor? Bunların tamamı arasındaki fark sadece şekilden ibaret değil mi? İmplantların ya da platin bacakların insanlığı ortadan kaldıracağından endişe etmiyorduk ancak her nedense beynimizle entegre çalışacak YZ destekli çiplerin bunu yapabileceğinden korkuyoruz.


Dostlar illa korkacaksak YZ’den değil simbiyozdan korkalım derim ben. Lakin Sapiens’in atası olan tabiat bizsizliğin ne demek olduğunu iyi biliyor çünkü o bizden önceki medeniyetlerin de yaratıcısıydı. Gün gelir aslanların, kaplanların, mikropların ve bakterilerin oturduğu ortak yaşamın yuvarlak masasında yapılan toplantıdan Sapiens’ın yer yüzünden silinmesi kararı çıkabilir. Tabiat Covid’den daha bulaşıcı ve öldürücü bir virüsü aramıza yollayarak yeryüzünde tek bir insan bile bırakmayabilir. Unutmayın ki binlerce yıl evvel tufanlarla ve sellerle, iklimdeki radikal değişimlerle bunların hepsi vuku buldu ve insanlığın da büyük bölümü vaktiyle bir anda yeryüzünden siliniverdi. Doğru şeyden korkalım ki asıl konuyu gözden kaçmayalım. Gereğini yapalım.


3 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page